Likit Biyopsi: Prostat Kanseri Tanısında Yeni Yöntem

Likit biyopsi ya da sıvı biyopsi, parçalanan ya da kana karışan kanser hücresine ait DNA’nın tespitine dayanan moleküler bir test yöntemidir. Bu işlem hastadan alınan bir miktar kan örneğinde uygulanır. Likit biyopsi ile  özellikle metastatik yani başka yerlere sıçramış prostat kanserlerinde, hastanın kan dolaşımında serbest halde bulunan kanser hücrelerine ait DNA tespit edilir. Bu yöntem uygulanacak tedavi hakkında önemli bilgiler vermektedir.

​Kanser dokusundan ayrılan ve kan dolaşımına karışarak serbest olarak dolaşan kanser hücrelerine Serbest Dolaşan Tümör Hücreleri adı verilir. Bütünlüğü bozulmamış yani parçalanmamış olan bu hücrelerin, ölü olma ihtimalleri de vardır. Kanda serbest olarak dolaşan bu hücreler, serbest dolaşan tümör DNA’sına (ctDNA) göre, tümör hakkında daha iyi bilgi verir.

Kanda serbest dolaşan tümör DNA’sı ise, tümör hücrelerinin parçalanması sonucu açığa çıkan ve kana karışan tümör parçalarına ait DNA’lardır. Ayrıca normal hücrelerden salgılanmış DNA parçaları da kanda serbest olarak dolaşmaktadır.

Prostat Kanseri İçin Likit Biyopsi Neden Önemlidir?

Yapılan bir çalışmada likit biyopsinin, metastatik hormona dirençli prostat kanserinin tedavisinde hastaya kemoterapi mi yoksa androjen reseptörü inhibitörü mü verileceği konusunda karar vermek amacıyla kullanılabileceği bildirilmiştir. Bu çalışmada likit biyopsisi ile,  prostat kanser hücreleri ile ilişkili olan AR-V7 (androjen reseptörü-V7) adı verilen bir proteinin tespit edilebileceği gösterilmiştir.

Prostat kanseri erkeklik hormonu olarak bilinen testosteron hormonuna duyarlı bir kanserdir. Bu yüzden metastatik prostat kanserinin tedavisinde, testosteron üretimi durdurulur ya da hormonun reseptörlere bağlanması önlenerek etkisiz hale getirilir. Bu işlem testislerin alınması ya da bir takım ilaçlar kullanılarak yapılır. Bu tedavi bir süre işe yarar ve hastalığın ilerlemesi kontrol altına alınabilir. Ancak bir süre sonra kanser hücreleri yeniden çoğalmaya başlar ve hastalık tekrar alevlenir. Bu duruma hormona dirençli prostat kanseri adı verilir.

Metastatik kastrasyona dirençli prostat kanserinde, genellikle ilk tedavi olarak androjen reseptörü inhibitörü grubu bir ilaç verilir. Bu ilaca iyi cevap vermeyen hastalara, başka bir androjen reseptörü ya da kemoterapi ilacı verilir. İşte bu aşamada hastaya kemoterapi ilacı mı yoksa androjen reseptörü inhibitörü bir ilaç mı verileceği konusunda karar vermede, kanda AR-V7 (androjen reseptörü-V7) proteinin olup olmadığına bakılır. Kanda AR-V7 proteinin olup olmadığı da likit biyopsi sayesinde anlaşılır.

Daha önce yapılan çalışmalarda, androjen reseptörü inhibitörüne cevap vermeyen ve kanında AR-V7 proteini olan hastaların, başka bir androjen reseptörü inhibitöründen ziyade kemoterapi tedavisine daha iyi cevap verdiği gösterilmiştir. Bu çalışmada da, kanında AR-V7 proteini pozitif olan ve kemoterapi ile tedavi edilen hastaların, androjen reseptörü inhibitörleri ile tedavi edilenlere kıyasla daha uzun yaşadıkları gösterilmiştir.

Benzer şekilde yine kanında AR-V7 proteini negatif olan ve androjen reseptörü inhibitörleri ile tedavi edilen hastaların, kemoterapi ile tedavi edilenlere oranla daha uzun yaşadıkları tespit edilmiştir.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.